29 Haziran 2021

Müslüman ülkeler güçlü olmadan…

Müslüman ülkeler güçlü olmadan… Saadet Partisi Mart ayı divan toplantısını, il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları ve gençlik kollarının katılımı ile gerçekleştirdi. Partiden şu açıklama yapıldı: “Müslüman Ülkeler Güçlü Olmadan Dünyada Huzur Olmaz”

Müslüman ülkeler güçlü olmadan… İl divan toplantısının açılışında İl Başkanı Ali Demirkıran,  il ve ilçelerden gelen katılımcılara teşekkür etti. Demirkıran konuşmasında şunları söyledi: “Aylık il divan toplantılarımız tüm teşkilat mensuplarımızın bir araya gelerek geçen ay yapılan çalışmaları gözden geçirdiğimiz,  önümüzdeki ay yapılacak faaliyetleri planladığımız en önemli toplantımızdır.

Teşkilat birimleri olarak çalışmalarımızı bundan sonra daha planlı ve programlı, daha aktif hale getirmek mecburiyetindeyiz.  Çünkü zaman hızla ilerliyor. Yerel seçimlere sadece 12 ay kaldı. Biz biliyoruz ki Saadet Partisi kazanırsa, millet kazanacaktır. Şehirlerimiz “Milli Görüş belediyeciliği” ile değişecek, güzelleşecek, yaşanabilir beldeler haline gelecektir.  Bu aşkla, heyecanla çalışıyoruz” dedi.

Teşkilat birim raporları ve ilçe çalışma müzakeresinin ardından Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş, ülkemizin ve insanımızın içinde bulunduğu durumu analiz ederek, kurtuluşun ancak “yerli ve milli” politikalarla mümkün olduğunu ifade etti. Mustafa İriş konuşmasında şunları söyledi;

Değerli Kardeşlerim; Bizler Saadet Partisi olarak ne istiyoruz? Niçin çalışıyoruz?

Tek cümle ile “Biz herkesin iyiliğini istiyoruz. Hayırda yarışanlardan olmak istiyoruz” .  İyilik sadece istemekle gerçekleşir mi? Sadece arzu etmekle olur mu? Tabi ki olmaz. İşte bunun için çalışıyoruz. Çünkü kişinin sadece emeğinin karşılığı vardır.

 İŞSİZLİK VE GEÇİM SIKINTISI EN BÜYÜK SORUN

Bizler Saadet Partisi olarak, Huzurun ve Refahın yaygınlaşması istiyoruz. Müreffeh bir Ülke, müreffeh bir toplum olabilmek için çalışıyoruz.  Bunun içinde Milli Görüş İlkelerinin her alanda yaşanılır hale gelmesini istiyoruz. Saadetin kaynağının bu olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Ülkemiz 16 yıldır Ak parti tarafından yönetilmektedir. Bu süre azımsanmayacak bir süredir. Yani, Ülke meselelerinin büyük çoğunluğu çözüme kavuşmalıydı. Daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke olmalıydık.

Hakikaten bu süre oldukça uzun bir süredir. Güvenlik sorunu, Terör sorunu gibi konular ülke gündemden düşmeliydi. İşsizlik ve geçim sıkıntısı gibi konular gündeminin sonlarında yer almalıydı.

Komşuları ile iyi geçinen, gerek turistik, kültürel, gerek ticari anlamda vızır vızır gelip gitmelerin olduğu bir coğrafyayı oluşturmalıydık. Kısacası bugün çok daha ileri seviyede konuları konuşuyor olmalıydık.

Türk patentli ürünlerin dünyanın dört bir tarafına yayıldığı bir ülke olmalıydık. Bütçesinde faiz ödemesi değil, bütçesi denk olan bir ülke olmalıydık. 77 milyar dolar dış ticaret açığı olan değil, üretim gücümüz sayesinde dış ticaret fazlası olan bir ülke olmalıydık.  Bu sıralamayı uzatmak mümkün.

Şimdi soralım, bunlar olabildi mi? Oldu mu? Olmadı! Her ne kadar müthiş bir medya gücü ile algı yönetimi ile tozpembe tablolar çizilmeye çalışılsa da durum hiçte öyle değil. Keşke biz yanılmış olsak.

TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ SAYISI 60 BİNDEN 230 BİNE ÇIKTI

Durumumuzu tespit açısından birkaç konuya daha göz atalım.

Toplumumuzda suça yönelme ve suç işleme giderek artıyor. Resmi rakamlara baktığımızda şu çarpıcı tabloyla karşılaşıyoruz; 2002 yılında 60 bin olan hükümlü/ tutuklu sayısı 2017 yılında 230 bin olmuş.

Aşağı yukarı 4 kat artmış. Adli kontrolle serbest bırakılan 350 bin kişi de bunun dışında. Diğer taraftan kamu baş denetçisi Şeref Malkoç ”Mahkemelerde 20 milyon dava dosyası var. Toplamda taraflar 40 milyonu geçiyor.  18 yaşın altındakileri hariç tuttuğumuzda Türkiye de reşit olan nüfusun hepsi mahkemede” diyor.   Bu tablo bizi üzüyor, düşündürüyor ve ürkütüyor.

Arkadaşlar, suça yöneliş, suç işleme neden olur? Önce Adalet ortamının bozulmasından olur. İkincisi Ahlaki ve manevi tahribatlardan olur. Yanlış eğitim politikalarından olur. Buna benzer olumsuzluklar toplumda bir yozlaşma ve çürüme meydana getirir. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım rakamlar, Ahlaki ve manevi tahribatın, çürümenin acı sonuçlarıdır. Bunun sorumlusu 16 yıldır ülkeyi yönetenlerdir.

 YAŞANILABİLİR BİR ÜLKE OLMAK İSTİYORUZ

Biz tarihin en şerefli milletiyiz. 200 yıldan beri medeniyet değerlerimizden giderek uzaklaştık. Bunun bedelini sadece biz değil, sadece İslam dünyası değil, bütün bir insanlık ödüyor.  Müslümanların etkili olamadığı bir dünyada huzur ve barış gerçekleşemez. Bu durum yaşadığımız gerçeklerin ta kendisidir.

Bugün haklının değil, kaba gücün sözü geçmektedir. Adaletin değil, kuvvetin hâkimiyeti vardır. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar, silah üretimine ve ticaretine kaynak ayrılmaktadır.

İnsanların haklarını gasp etmek için, tahakküm için, insanları öldürmek için silahlanmaya harcanan paranın bir kısmı ile bile açlık sorunu çözülür. Bundan dolayı yeryüzünün yönetimi, Erbakan Hocamızın tabiri ile “eğitilmemiş vahşi kapitalistlere” bırakılamaz.

Bundan dolayı Saadet Partimize büyük görevler düşmektedir. Sorumluluğumuz büyüktür. Bu şerefli görevde gece gündüz ter döken kardeşlerimize ne mutlu.

Yaşanabilir bir Türkiye’yi ancak Milli Görüşle kurabiliriz.

Yeniden büyük Türkiye’yi ancak Milli Görüşle kurabiliriz.

Adil temeller üzerine dayalı yeni bir dünyayı ancak Milli Görüşle kurabiliriz.”

[facebook][tweet][Google]

Bir cevap yazın