3 Temmuz 2021

İĞNEADA TERÖRÜN HEDEFİ Mİ?

Dünyada toplam 3 longoz ( subasar orman ) var. İğneada Longoz Ormanları bunlardan biri. Üstelik Milli Park ilan edildi ama şimdi buraya, Trakya başta olmak üzere İstanbul ve çevre iller için büyük tehlike oluşturacak nükleer santral yapılmak isteniyor. İngiltere’nin prestijli üniversitelerinden olan University of Leeds’de çevre sorunları üzerine akademik çalışmalar yapan, Çernobil ve Fukuşima nükleer santral felaketleri üzerine doktora yapan Türk akademisyen Emrah Akyüz ile İğneada hakkında konuştuk. Akyüz,İğneada’ya nükleer santral yapılması halinde, İstanbul’a yakın olması nedeniyle terör örgütlerinin hedefi haline de gelebileceğini söyledi.

Röportaj: İzzet MEDE

FOTO 2Emrah AKYÜZ Kimdir?

Emrah Akyüz, İngiltere’nin prestijli üniversitelerinden biri olan the
University of Leeds’de, 21. Yüzyılın en önemli toplumsal sorunlarından
biri olarak kabul edilen, gerek medya organları gerekse akademik
platformlarca sıkça tartışılan çevre sorunları üzerine akademik
çalışmalar yapmaktadır. Daha önce İskoçya’nın Edinburgh
Üniversitesinde gerçekleştirdiği bilimsel araştırmalarını İngiltere’de
devam eden araştırmacı, 20. Ve 21. yüzyılın en büyük nükleer
kazalarından olan Çernobil ve Fukuşima nükleer santral felaketi
üzerine doktora çalışmaları yapmaktadır. Çevre sorunları üzerine çok
sayıda akademik çalışmaya imza atan ve bunları ulusal ve uluslar arası
bilimsel dergilerde yayınlatan yazar, Çernobil ve Fukuşima üzerine
yapmakta olduğu akademik çalışmasının verilerini kitap olarak
yayınlatıp nükleer enerji konusunda toplumsal bir bilinç oluşturmaya
amaçlamaktadır. Son akademik çalışması olan “Türkiye’nin Nükleer
Enerji Politikası ve Terör Tehdidiˮ ile birlikte Türkiye’nin nükleer
enerji politikasını güvenlik perspektifinden ele almaktadır.
İğneada’ya yapılması planlan nükleer santral konusunda uyarıda bulunan
araştırmacı, terör örgütlerinin hedefi haline gelebilecek olan İğneada
nükleer santrallerinin olası etkilerinin hem bölge halkı hem de
Türkiye açısından korkutucu boyutlarda olabileceğini vurgulamaktadır.


‟Çevre Sorunlarından Dolayı Her Yıl 13 Milyona Yakın İnsan Hayatını

Kaybetmektedir”

Kısacası neden çevre sorunları en önemli toplumsal
sorunlardan bir tanesi olduğu konusunda bilgi verir misiniz?

Çevre, tüm canlıların ihtiyaç duyduğu en temel ihtiyaç
maddelerinden bir tanesini oluşturmaktadır. Canlılar, yiyeceksiz
haftalarca, susuz günlerce yaşayabilir; ama çevre olmadan bir saniye
bile varlığını sürdüremez. Çoğu insan hem çevrenin önemi hem de çevre
sorunlarının ulaştığı tehlikeli boyutların farkında değildir. Dünya
Sağlık Örgütünün (The World Health Organization) raporlarına göre,
dünya ölçeğinde her yıl 13 milyon insan çevre sorunlarından
kaynaklanan hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Sizce hangi
ekonomik, toplumsal, siyasal sorun her yıl 13 milyon insanın ölFOTO 3ümüne
neden olan çevre sorunlarından daha önemli olabilir?

Çevre Sorunları ne zaman tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladı?

Çevre sorunları, insanoğlunun dünyaya ayak bastığı ilk
günden bu yana var olmuştur. Fakat tehlikeli boyutlara ulaşması Sanayi
Devrimi sonrası yaşanan hızlı dönüşümün bir neticesidir. Bu sorunlar
özellikle 1950’li yıllardan sonra ölümcül noktalara gelmiş ve tüm
dünyayı tedirgin etmeye başlamıştır. İngiltere’nin başkenti olan
Londra’da, 1952 yılında “The Great Smog of ’52’ ya da“Big Smoke”
olarak bilinen zincirleme hava kirliği neticesinde yaklaşık olarak 4
bin insanın hayatını kaybetmesi ve 12 bin insanında hastalanması,
çevre sorunlarına karşın dünyanın bakışını değiştirmiştir. Nitekim bu
dönemden itibaren temiz çevrenin bir insanlık hakkı olduğu gerçeği
kabul edilmeye başlanmıştır.

‟Nükleer Enerji, Çevre Sorunlarının Merkezinde Yer Almaktadır.”
İnsanlık için büyük tehdit oluşturan bu çevre sorunlarının
kaynağı nedir?

Çevre sorunlarının en önemli sebebi insan kaynaklı
eylemlerdir. Özellikle enerji kaynaklarının bilinçsiz bir şekilde
kullanımı artan çevre sorunlarının temelini oluşturmaktadır. Aşırı
fosil yakıt kullanımı ya da nükleer santral kazaları çevre üzerinde
ciddi bir baskı oluşturarak canlı yaşamını tehdit etmektedir.
Kaynakların sayısını ve örnekleri çoğaltmak mümkündür; ama üzerinde
önemli durulması gereken nükleer enerji kazaları ve bunun çevreye
verebileceği olası sonuçlardır.

Nükleer enerjinin temiz bir enerji kaynağı olarak bilinmez mi?

Genel olarak nükleer enerjinin temiz ve çevre dostu bir
enerji kaynağı olduğu bilinir. Fosil enerji kaynaklarına (petrol,
kömür vb.) göre daha temiz ve çevreci olduğu su götürmez bir
gerçektir. Nitekim kent öbeklerinde sıklıkla şahit olduğumuz hava
kirliliğinin en önemli sebebini aşırı ve yanlış fosil yakıt
kullanımıdır. Fakat nükleer enerji santrallerinin olası kaza durumunda
çevreye verebileceği zararlar telafi edilemez boyuttadır. Hiçbir
enerji kaynağı olası nükleer santral kazasının çevre ve tüm canlılar
üzerinde yaratacağı tahribatı gerçekleştiremez. Tabi nükleer enerji
sadece kaza durumunda çevreye karşı bir tehdit oluşturmaz. Nükleer
santrallerin atıklarının çevreye verdiği zararlar üzerinde durulması
gereken ayrı çevresel sorunlardandır.
Türkiye’nin nükleer enerji politikası nedir?

Her ne kadar yazılı ve görsel medyada vuku bulan nükleer
enerji santralleri tartışmaları yeni gibi görünse de Türkiye’nin
nükleer enerji elde etme çabaları çok eskilere dayanmaktadır. Nitekim
radyasyon ve nükleer enerji politikalarına yön vermek amacıyla 1956
yılında kurulan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye’nin nükleer
enerji konusuna erken dönemlerden itibaren verdiği örneği bizleri
göstermektedir. 1970’li yıllardan itibaren çeşitli iktidarlar nükleer
enerji santralleri kurma girişiminde olmuş olsalar da bu çabaları
sonuçsuz kalmıştır. O dönemde yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsak
istikrarsızlıklar, nükleer santrallerin kurulmasını engelleyen önemli
gelişmişlerdir. Bu yönde atılmış en ciddi adım ise 2004 yılında
görülmektedir. O dönemin Enerji Bakanı olan Hilmi Güler’in
girişimleriyle başlayan süreç üç farklı nükleer enerji santralinin
ülkemize kurulmasına karar verilmesi ile neticelenmiştir.

‟İğneada Nükleer Santrali, Konumu Nedeniyle En Riskli Olanıdır. Terör Örgütlerinin Açık Hedefi Haline Gelebilir”
Belirttiğiniz bu 3 santralin nerelere kurulması planlanmaktadır?

Nükleer enerji santrallerinden ilkinin Mersin’in Akkuyu
mevkiine, ikincisinin ise Sinop ilinin İnceburun Yarımadası’na
yapılması kararlaştırılmıştır. Her iki santralin yaklaşık maliyeti 20
milyar civarında olup işletme ömrü ise 60 yıl olacaktır. Üçüncü ve son
nükleer enerji santralinin ise Kırklareli ilinde bulunan İğneada
bölgesine yapılması planlanmaktadır. Özellikle İğneada’ya yapılması
planlanan nükleer santral ciddi tehlikeler içermektedir ve üzerinde
önemle durulması gerekir.
İğneada’ya yapılması planlanan nükleer santralin
diğerlerinden farklı nedir?

Planlanan nükleer santraller içerisinde en önemli olanını
Kırklareli’nin İğneada bölgesine yapılması planlanan nükleer reaktör
oluşturmaktadır. Bunun başlıca sebebi ise, Türkiye’nin ekonomik,
sosyal, turizm ve kültürel açıdan kalbi olarak nitelendirilen
İstanbul’a çok yakın mesafede olmasıdır. Nükleer santralin
yapılmasının planlandığı İğneada ile İstanbul arasında ki mesafe
yaklaşık olarak 225 kilometredir. İstanbul’un hemen yanı başına
yapılması planlanan böyle stratejik öneme sahip bir altyapının olası
kaza durumunda ve özelliklede terör saldırısı sonucunda oluşacak
ekonomik, siyasal, toplumsal kaosun telafisi mümkün değildir.
Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel merkezi durumunda bulunan,
yılda 10 milyondan fazla turistin ziyaret ettiği ve dünyanın en büyük
turistlik merkezlerinden biri olan, ülke nüfusunun yaklaşık olarak
1/5’inin yani 15 milyona yaklaşan nüfusu içerisinde barındıran
İstanbul’un yanı başına çok ciddi çevre riskleri barındıran ve olası
kaza durumunda binlerce insanın ölümüne ve milyonlarca insanın
etkilenmesine neden olabilecek nükleer enerji santrallerinin yapılması
güvenlik açısından çok riskli durmaktadır.

“İğneada Nükleer Santralinin Olası Kaza ya da Terör Saldırıları
Neticesinde Tüm Trakya Bölgesi Yüksek Radyasyondan Dolayı Yaşanamaz Hale Gelebilir.‟
Sadece İstanbul için mi bir tehdit oluşturmaktadır? İğneada
ve İstanbul arası 225 kilometre yani mesafe az değil. Bu kadar
mesafeden nasıl etkileyebilir?

Ukrayna’nın Çernobil bölgesinde meydana gelen nükleer kaza,
başta Rusya, Belarus ve Türkiye olmak üzere birçok Avrupa ülkesini
etkilemiştir. Kaza sonrası toprağa karışan radyoaktif materyaller
bulutlar şeklinde gökyüzüne çıkar ve buradan hızla diğer bölgelere ve
ülkelere ulaşarak yağmur şeklinde topraklara karışır. Yani bölgeler
arasında çok çabuk yayılan çevresel etkilere sahiptir. Bu nedenler
İğneada’da olası bir nükleer santral kazası tüm Trakya bölgesini çok
çabuk bir şekilde ölümcül formlarda etkileyecektir. Bu nedenle
öncelikli olarak tüm İğneada sakinleri ve Trakya bölgesi için bir
tehdit oluşturmaktadır. Fakat İstanbul’un nüfus yoğunluğu ve
Türkiye’nin kalbi konumunda olması nedeniyle üzerinde daha fazla
durulması gerektiğini düşünmekteyim.

‟Çernobil Nükleer Kazasının Etkilerinin Daha Fazlası Olası Nükleer Santral Patlaması Durumunda İğneada Çevresinde Görülebilir”

İğneada ve özellikle Trakya bölgesi için ne gibi etkileri
olabilir olası bir nükleer kazanın?

Tabi bunu rakamlarla belirtmek mümkün değildir. Nükleer
santral kazasının olası etkilerini hesaplayabilmek için daha önce
meydana gelmiş nükleer kazaların sonuçlarına bakmak ve oradan
çıkarımlarda bulunmak gerekir.
Hangi kazalara bakarak değerlendirebiliriz?

  1. yüzyılın ilk büyük nükleer kazası olarak bilinen ve
    1986 yılında Ukrayna’nın Kiev iline bağlı Çernobil kentinde meydana
    gelen Çernobil nükleer kazasının hemen ardından ortaya çıkan ölümler,
    hastalıklar, çevresel sorunlar vb. hala etkilerini sürdürmesi
    açısından önem arz etmektedir. Çeşitli araştırma gruplarının
    hazırladığı raporlara göre, Ukrayna, Rusya ve Belarus ülkelerinde 1990
    ve 2000 yılları arasında 200 bin insan nükleer kazanın neden olduğu
    çevresel etkilerden dolayı hayatını kaybetmiştir. Dünya Sağlık
    Örgütü’nün (2006) bir raporuna göre ise yaklaşık olarak 5 milyon insan
    radyoaktif materyallerin neden olduğu kanser riskinin tehdidi altında
    yaşamlarını sürdürmektedir. 18.000 km2’lik tarım toprakları radyoaktif
    kirlenmeye maruz kalmış ve ormanlık alanların yaklaşık olarak 40%’lık
    kısmı kirlenmiştir. Bu bölgede başta hayvanlar olmak üzere tüm
    canlılar kirlenmenin neden olduğu çevresel sorunlardan fazlasıyla
    etkilenmiştir. Yani olası bir nükleer santral kazası durumunda
    Çernobil’de meydana gelen kazanın benzer etkileri başta İğneada ve
    Trakya olmak üzere tüm Türkiye’de görülebilir. Santralin 15 milyonluk
    bir nüfusu içerisinde barındıran İstanbul’a yakın olması nedeniyle
    olası etkilerinin Çernobil’den çok daha fazla olacağı açıktır.

Nükleer santrallerin güvenliğine çok önem verilir yani kaza
durumu düşük bir ihtimaldir. Bu onları güvenilir yapmaz mı?

Nükleer santrallerin inşasında ve kullanımı aşamasında sıkı
güvenlik içerisinde olduğu doğrudur. Bu tür yüksek çevresel riskler
taşıyan enerji kaynaklarının güvenliğinin üst düzeyde tutulması olması
gerekendir. Fakat yeryüzünde hiçbir yer yüzde yüz güvenlikli değildir;
yani her zaman risk barındır. Bu riskin boyutu ise bölgeden bölgeye
farklılık gösterir. Yani her nükleer santral istediğiniz kadar
güvenliği tesis etmeye çalışsanız da kaza gibi çeşitli riskleri
içerisinde barındırır. Milyonlarca insanın yaşamı ve temiz çevrenin
varlığı bir nükleer santralin kaza riskine bırakılamayacak kadar
değerlidir. Nitekim İğneada’ya yapılması planlanan ki nükleer santrali
riskli kılan olası kazaları değil; bu çalışmanın da ana konusunu
oluşturan olası terör saldırılarıdır.
Terör İğneada’ya yapılması planlanan nükleer santrale karşı
nasıl bir tehdit oluşturmaktadır?

Türkiye’ye onlarca yıldır ekonomik zararlar veren, binlerce
insanın ölümüne neden olan, çok stratejik kurumlara ölümcül saldırılar
düzenleyen PKK gibi terör örgütlerinin eylemlerine devam ettiği ve
hala çok ciddi bir tehdit oluşturduğu bir dönemde ve bununla beraber
İŞİD gibi başka tehlikeli terör örgütlerinin de ülke içerisinde eylem
yaptığı bir süreçte, İstanbul’un hemen yanı başına, olası saldırı
durumunda binlerce insanın ölümüne neden olabilecek, Türkiye’nin ve
Dünya’nın merkezi sayılabilecek bir şehrin olası radyasyon
parçacıkların yayılması nedeniyle yaşanamaz hale gelebilmesine neden
olabilecek olan nükleer enerji santrallerin inşa edilmesi, beraberinde
çok ciddi güvenlik riskini ortaya çıkarmaktadır.
Neden terör örgütleri İğneada’da ki nükleer santrale saldırsın?

Terör örgütü PKK, sadece kolluk kuvvetlerine ya da sivil
halka değil, aynı zamanda Türkiye için değer taşıyan tüm önemli
yatırımlara ve milli servetlerimize yönelik yıkıcı ve öldürücü terör
saldırıları gerçekleştirmektedir. Hakkâri-Çukurcu’ya giden elektrik
iletim hattı direklerinin devrilmesi, İran-Türkiye doğalgaz boru
hattının yanı sıra Azerbaycan-Türkiye boru hattının da PKK terör
örgütü tarafından patlatılması, örgütün enerji hatlarına karşılık
gerçekleştirdiği saldırılara önemli örneklerdir. İğneada’da ki nükleer
santrali İstanbul gibi jeopolitik öneme sahip bir yere yakın olması
nedeniyle, Türkiye’ye ölümcül zararlar vermek isteyen kanlı terör
örgütlerinin açık hedefi haline gelecektir. Yani bir terör örgütünün
Türkiye’ye verebileceği en büyük zarar, İğneada gibi Türkiye’nin kalbi
olarak nitelendirilen İstanbul’a yakın bir nükleer santrale
saldırılması olması gerçeği, İğneada nükleer santralini terör
örgütleri açısından daha çekici hala getirebilir.
Yani İğneada’da yapımı planlanan nükleer santral güvenlik
riski mi doğurmakta?

İğneada’nın konumu nedeniyle güvenlik riski doğurduğu bir
gerçektir. Şunu belirtmekte fayda var ki, Türkiye, PKK terör örgütünün
yanı sıra DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) ve İŞİD
(Irak ve Şam İslam Devleti) gibi diğer terör örgütlerinin de tehdidi
altındadır. Özellikle İŞİD terör örgütünün 2013 yılında Reyhanlı’da,
2015 yıllarında ise Suruç ve Türkiye’nin başkenti olan Ankara’da
gerçekleştirdiği saldırılarda yüzlerce insan hayatını kaybetmesi
gerçeği, bu terör örgütünün ülkemiz açısında ne kadar önemli bir
tehdit öğesi olduğunu bizlere göstermektedir. Terör örgütlerinin ayrım
yapmadan tüm halka karşı gerçekleştirdiği ölümcül terör saldırıları,
nükleer enerji santralleri gibi stratejik kurumlara yapılabilecek
olası terör eylemleri riskini daha belirgin hala getirmektedir.
Kamusal alanlarda yaş/cinsiyet/etnik köken/inanç vb. ayrımı yapmadan
tüm insanlığı karşı bombalı ve silahlı saldırıda bulunan bu terör
örgütlerinin, nükleer enerji santralleri gibi olası saldırı durumunda
ülkeye, bölge halkına ve vatandaşlara çok ciddi zararlar verebilecek
stratejik kurumlara karşı terör saldırısı yapma olasılığı göz ardı
edilemeyecek bir gerçektir.

Nükleer enerji politikası yanlış bir seçim mi?

Burada üzerinde durulması gereken nükleer santralinin inşa
edilmesinin doğru ya da yanlış bir tercih olması meselesi değildir.
Türkiye, enerjide dışa bağımlı bir ülkedir ve bu bağımlılığı azaltmak
için nükleer enerjiye yönelmesi kimi kesim tarafından doğru kabul
edilirken kimileri ise çevresel risklerinden dolayı tehlikeli bir
enerji kaynağı olarak gördüğü için yanlış bir politika olarak
değerlendirebilir. Bu ayrı bir akademik tartışma konusudur. Benim
üzerinde durmak istediğim husus, nükleer santrallerin gerekli olup
olmadığı değil; İğneada’ya yapılması planlanan nükleer santralin terör
örgütlerinin olası saldırıları karşısında İstanbul’a yakın olması
nedeniyle içerdiği aşırı güvenlik riskidir. Yani İğneada nükleer
santrali için yer seçiminin güvenlik nedeniyle yanlış olduğudur.

‟İğneada’nın İstanbul’a Yakın Olması Nedeniyle Olası Kaza ya da Terör Saldırıları Neticesinde Türkiye 50 Yıl Geriye Gidebilir.”
İğneada’ya yapımı planlanan nükleer santrale olası bir
saldırının önceki terör saldırılarından ne gibi bir farkı olur?

Şunu belirtmekte fayda var ki, kamusal alanda patlatılan
bir bomba ya da doğalgaz boru hatlarına karşılık gerçekleştirilen
sabotajlar ile nükleer enerji santrallerine gerçekleştirecek terör
eylemlerinin doğuracağı sonuçlar açısından karşılaştırılamayacak
boyutta büyük farklılıklar vardır. Olası bir terör saldırısı sonrası
nükleer santralin patlaması başta kilometre alanın kullanılamaz hale
gelebilmesi, binlerce insan hayatını kaybedebilmesi, milyonlarca insan
başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanması gibi çok
sayıda telafi edilmez kaotik olayların vuku bulmasına neden olabilir.
Radyoaktif materyaller bulutların yardımıyla hızlı bir şekilde çevre
bölge ve ülkelere yayılarak zararlı parçacıkların diğer insanlara da
zaman içerisinde sirayet etmesine neden olabilir. Nitekim Çernobil
nükleer kazası sonrası yaşanan ölümcül vakalar ve devam eden çevresel
sorunlar, bir nükleer santralin neden olabileceği tehlikeli boyutları
bizlere göstermesi açısından önemlidir.

İğneada açısından bir felaket mi olur yani?

Öncelikle İğneada’da ve çevresinde, yüksek radyoaktif
materyallerin neden olduğu radyasyondan dolayı canlı yaşamı tamamen
ortadan kalkar yani bölge yaşanamaz ve kullanılamaz hale gelir. Diğer
bir deyişle, doğasıyla ülkemizin en güzel bölgelerinden olan İğneada,
yüksek radrasyon tehlikesinden dolayı ölümcül tehdit içeren tehlikeli
bir bölge durumuna gelebilir. Olası kaza durumunda İstanbul’da meydana
gelecek çevresel etkilerinin neden olduğu ekonomik, sosyal ve politik
kaos ise Türkiye’nin 50 yıl geriye gitmesine neden olabilir.
Nükleer enerji terör örgütleri karşısında güvenlik riski
oluşturuyor ise dünyanın gelişmiş ülkeleri neden nükleer santral inşa etmeye devam ediyor?

Nükleer reaktörleri inşa eden ülkelerin ortak özelliğine
baktığımızda, terör riskinin en alt düzeyde olduğunu görmekteyiz.
Başta ABD ve Rusya olmak üzere Japonya ve Fransa gibi en fazla nükleer
reaktörlere sahip olan ülkeler, terör saldırıların hiç olmadığı ya da
Türkiye’ye kıyasla çok düşük ve önemsiz boyutlarda olduğu ülkelerdir.
Bu ülkelerin sahip olduğu nükleer santrallere ülke içerisinde bir
terör riskinin olmaması nedeniyle nükleer reaktörlerin olası terör
saldırılarına karşı güvenlik riski de minimize durumdadır. Oysaki
Türkiye, bu ülkelerden yoğun terör tehdidi altında olması nedeniyle
tamamen ayrılmaktadır. Güvenlik açığının en ufak düzeyde olduğu bir
durum içerisinde bile başta PKK ve İŞİD gibi ölümcül bombalı eylemlere
her an girişebilecek terör örgütlerinin, ülkenin istikrarına,
güvenliğine ve ulusal birliğine karşı bir eylem gerçekleştirmek için
Nükleer enerji santralleri gibi stratejik bir birime terör saldırısı
gerçekleştirmesi olasılığı düşük olmayan bir ihtimaldir. Tüm bu
nedenlerden dolayı Türkiye’nin İğneada nükleer santral planının yer
seçimi konusunda daha fazla düşünmesi gerekmektedir.
İğneada nükleer santrali yüksek risk doğuruyor ise bu konuda öneriniz nedir?

Öncelikli olarak İğneada için yapılması planlanan nükleer santralin konumu nedeniyle yüksek riskler içiermesinden dolayı ivedi bir şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. İlla nükleer santral inşa edilecek ise bunun konumunun ulusal güvenlik açısından daha rasyonel bir bölge olması gerekir. Uzun vadede ise, doğada sınırlı miktarda bulunan uranyum ile çalışan ve kaza ya da terör saldırıları neticesinde çok yüksek ekonomik, sosyal, çevresel ve siyasal sonuçlar doğurabilecek nükleer enerji yerine hem daha çevre dostu, hem yenilenebilir hem de Türkiye’nin zengin kaynaklarına sahip olduğu güneş, rüzgar, dalga gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirmesi enerji güvenliği açısından daha rasyonel olacaktır. Unutmamak gerekir ki, Türkiye fosil eneerji kaynakları açısından (petrol, kömür ve doğalgaz) fakir, nükleer enerji teknolojisi açısından gelişmemiş ama yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin bir ülke konumundadır. Türkiye’de yenilenebilir enerji bakımından elde edilen enerji miktarı (ısı ve elektrik) toplam birincil enerji arzının %9,8’ini olusturmaktadır. Bu rakam maalesef mevcut enerji kaynaklarının rasyonel ya da yeterli bir şekilde kullanılmadığını göstermektedir.

 

Bir cevap yazın