28 Haziran 2021

Bu Asgari Ücret Zulümdür!

bu-asgari-ucret-zulumdur

bu-asgari-ucret-zulumdur

Bu Asgari Ücret Zulümdür! CHP Sözcüsü Öztrak, 3 bin 100 TL’lik asgari ücret tekliflerine karşın Hükümetin önümüzdeki yıl için asgari ücreti 2 bin 825 lira olarak açıkladığı belirterek, “Bu zulümdür. Ülkenin şartlarına uygun değildir. Açlık sınırının hemen üzerinde, yoksulluk sınırının da dörtte biri kadar bir asgari ücretle, insanlarımız kirasını, faturalarını,  eğitim, sağlık, ulaşım masraflarını nasıl ödeyecekler?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: Bugün, 2020’nin son Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yapıyoruz. Her yıl bitimi aynı zamanda, bir hesap çıkarma, bir muhasebe yapma zamanıdır. Biz de yılın son Merkez Yönetim Kurulu toplantısında, 2020 için böyle bir değerlendirme yaptık.

2020 parlak bir yıl olmadı

Maalesef 2020 ülkemiz ve milletimiz için parlak bir yıl olmadı. 2018’de başlayan ekonomik kriz, 2020’de daha da derinleşti, buhrana dönüştü. 2020’de, yaşadığımız devlet krizi daha da derinleşti. Ülkemiz Ucube Saray Rejimiyle yönetilmez hale geldi. 83 milyonluk koskoca bir ülke, bir yaprak gibi oradan oraya savrulmaya başladı.

Gülmeyi unuttuk

Ünlü Fransız mizah yazarı Moliere, “İnsan gülebildiği kadar insandır” diyor. Maalesef 2020’de hepimiz gülmeyi unuttuk. Büyük acılar sıkıntılar yaşadık. 2020’de yaşadığımız ilk büyük üzüntü, Ocak ayındaki Elazığ Depremi’ydi. 41 vatandaşımızı yitirdik. Şubat’ta Van’daki çığ facialarını yaşadık. İki ayrı çığda 42 vatandaşımızı kaybettik. Şubat sonunda bir başka büyük acıyı Suriye’de yaşadık.

Rus uçaklarının hava saldırısında 36 Mehmetçiğimizi şehit verdik. Bu korkunç acı, kor gibi yüreklerimizi dağlarken Erdoğan, askerlerimizi şehit eden Rusya’nın ayağına koşarak gitti. Yetmedi, Kremlin’in kapısında Sarayın kapısında ayakta dakikalarca bekletildi. Bu ezilmişlik askerlerimize atılan bombalar kadar bizi üzdü. Milli gururumuzu kırdı. Ama bütün bunlar yaşanmamış gibi, bir de yakın zamanda Erdoğan çıktı; “Putin, özü sözü birdir” diyerek ona övgüler düzdü. 2020’de depremler, seller, orman yangınları çok can yaktı. En son Ekim ayında İzmir’deki depremde 117 yurttaşımızı kaybettik.

Salgının gerçek boyutu aylarca saklandı

Ama kuşkusuz 2020’ye damgasını vuran Korona Virüs Salgını oldu. Salgın, dünyada hayatı alt üst etti. Ülkemizde ilk vaka Mart ayında tespit edildi. O günden bu yana, 19 bin 878 vatandaşımızı kaybettik. Sağlık çalışanlarımız canla, başla çalıştılar. Salgında yine hemşirelerimizi, hekimlerimizi, birçok sağlık çalışanımızı yitirdik. Diğer taraftan Saray salgını hiç iyi yönetemedi.

Her alanda yaptığı gibi, salgın istatistiklerini cilalamaya kalktı. Vaka sayılarına bin bir takla attırdı. “Hasta sayısıydı, vaka sayısıydı” diyerek salgının gerçek boyutunu aylarca vatandaşlarımızdan sakladı. İnsanların gerekli önlemleri zamanında alınmasını engelledi. Bu nedenle binlerce canı yitirdik. Biz; “Madem bu ülkede, her şeyin sorumlusu da, yetkilisi de Saray, Sarayın kibirlisi derhal istifa etmelidir” dedik. Ama skandalın Saraydaki sorumlusu oralı dahi olmadı. Saray şimdi aşı konusunda da kötü bir yönetim sergiliyor.

Aşıda zaman kaybediyoruz

Aşı gelmeden önce KDV’si geldi. Ancak 11 Aralık’ta gelecek denen aşılar hala ortada yok. Güya dün akşam gelecekti. Şimdi; “Çin gümrüğündeki Korona vakaları var. Birkaç gün daha gecikecek” deniyor. Oysa pek çok ülkede aşılama başladı bile. Aşılamada kaybettiğimiz her dakika ülkemizin zarar hanesine yazıyor.

Saray ve bekçisi bu konuda sessiz kalamaz

Çin deyince… Avrupa basını dünden beri, Türkiye’nin, Çin’le Uygur Türklerinin iadesine dair, bir anlaşma imzaladığı haberleriyle çalkalanıyor. Ama saraydan ve bekçisinden çıt çıkmıyor. 13 Mayıs 2017’de Çin’le suçluların iadesi anlaşması imzalamışlar.

Bu anlaşmayı 24 Nisan 2019’da TBMM’ye göndermişler. Meclis Başkanı da hiç bekletmeden, 26 Nisan 2019’da anlaşmayı ilgili komisyona sevk etmiş. Şimdi Çin Meclisi anlaşmayı onaylamış. Biz soruyoruz, bu anlaşmayı Genel Kurula getirecek misiniz? Müslüman Uygur Türklerini Çin’e geri gönderecek misiniz? Onlara bu kötülüğü yapacak mısınız? Ne Sarayın ne de Sarayın bekçisinin bu konuda sessiz kalma hakkı yoktur. Milletimize bunu açıklamak zorundadırlar.

Aşıda torpil felaket olur

Gelen aşıların uygulamasında, şeffaflık ve adalet çok önemli… Dünyada üçüncü faz incelemelerini geçmiş sadece iki aşı var. Astra Zenaca ve Pfizer/BionTech. Ama bu aşılardan her nedense, yeterince tedarik edilmediği anlaşılıyor. Neden aşılarda gerekli çeşitlendirme yapılmadı?

Neden üçüncü faz değerlendirmesinden geçmiş aşılardan, yeteri sayıda alınamadı? Saraydan bu sorulara da cevap bekliyoruz. Gelecek aşıların adaletli bir şekilde, hiçbir kayırma olmadan, en kırılgan gruplardan başlayarak, planlı programlı bir şekilde yapılması gerekiyor. Uyarıyoruz: Aşıda torpil tam bir felaket olur.

En az destek, en fazla borç veren hükümet bizde

Koronavirüs salgını, elbette öncelikle bir sağlık krizi… Ama ekonomiye de büyük darbeler vuruyor. Bazı iş kollarında faaliyetler, salgını önlemek için tamamen durduruluyor. Ülkeler bu iş kollarında faaliyette bulunanları korumak için salgının ardından bu işletmelerin hızla ayağa kalkabilmelerini sağlamak için vatandaşlarına karşılıksız paralar veriyorlar.

Bu durumu İkinci Dünya Savaşı’ndaki durumla karşılaştırıyorlar. İşçinin, esnafın, iş insanının ücret, gelir ve ciro kayıplarını telafi ediyorlar. Bizde ise Saray yönetimi; milletimize bedava beş maske bile dağıtamadı, devletine 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, 40 gün bakamadı. Destek yerine İBAN numarası gönderip bağış topladı. Ülkemiz kendi liginde; vatandaşına en az doğrudan nakdi destek, buna karşın en fazla kredi veren ülke oldu. Saray destek vermedi, faiziyle borç verdi. Geri alınacak borç verdi.

Ne kiraya ne faturaya yeter

Her zaman yaptığı gibi; “Pansumanla, aspirinle bu işi de atlatırız” zannettiler. Biz; “Bu olmaz. Dünyanın yaptığını yapın. Esnafı borca batırmayın, gelir kaybını hibeyle telafi edin” dedik durduk. Ancak salgının ikinci pikinde, sözümüzü dinler gibi yaptılar. Sonunda esnafa 3 ay için vere vere  “Günde 33 lira” verebildiler. Bu para bile ortada yok. Olsa zaten ne olacak? Bu parayla kira mı ödeyecekler, fatura mı ödeyecekler, eve ekmek mi götürecekler…

2021’in en büyük sorunlarında biri borçların geri ödenmesi olacak

Salgının hemen başında açılan kredi musluklarıyla, şimdi herkes çok daha borçlu… Milletin bankalara borcu: Geçtiğimiz yılsonunda 2,8 trilyon TL idi. Şimdi Ekim ayında bu 3,8 trilyon TL’ye çıktı. Sadece ailelerin kullandığı tüketici kredisi ve kredi kartı borçları, 10 ayda 584 milyar TL’den, 809 milyar TL’ye sıçradı. Vatandaşın, esnafın, çiftçinin, KOBİ’lerin bu borçları nasıl ödeyeceği, 2021’in en büyük sorunlarından biri olacak. Bunu çok tartışacağız.

Bir umutsuzluk tsunamisi

Bir ekonominin iyi yönetilip yönetilmediği, çalışmak isteyen vatandaşlarına ne kadar iş yaratabildiğiyle ölçülür. Bu yılın ilk 9 ayında, bırakın yeni iş vermeyi, yeni işler yaratmayı, 905 bin çalışanımız mevcut işini kaybetmiş. En ağır darbeyi de tarım ve hizmetler sektörü yemiş. Son bir yılda gerçek işsiz sayımız, 2 milyon 266 bin kişi artarak Eylül ayında 10 milyon 249 bin kişiye ulaşmış.

Bir de bunun yanında, çalışıyor göründüğü halde iş başında olmayan, 1 milyon 963 bin yurttaşımız var. Topladığımızda 12 milyon 212 bin işsizimiz var. Bu, yeryüzündeki 118 ülkenin nüfusundan daha fazla. Ama TÜİK, “işsizlik azalıyor” diyor. Neden? Çünkü TÜİK iş bulma ümidini kesip, iş aramayanı işsizden saymıyor. Bu durumdaki yurttaşlarımızın sayısı bir yılda, iki kattan fazla artarak 1 milyon 400 bine ulaşmış. Böylesine berbat bir rekorla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Büyük bir umutsuzluk Tsunamisi, insanlarımızı ezip geçiyor.

Böyle çürüme görülmedi

Şanlıurfa’da Harran Üniversitesi, hasta bakıcı ve temizlik görevlisi olarak 81 kişiyi işe alacak, duyuru yapıyor tam 16 bin 848 başvuru geliyor. Ama ülkeyi yönetenlere sorduğunuzda, “Kimse işsiz değil, iş beğenmiyorlar” diyor. Tabi vatandaşın çift diplomalı evlatları işsizken, sahte diplomalı Saray sosyetesine, dört ayrı yerden maaş geliyor nasıl bunun farkında olsunlar ki. Ama bunun daha acısı da var.

Üstüne üstlük bu sahte diplomaya, AK Parti Grup başkanvekilleri, Meclis kürsüsünden sahip çıkıyorlar. Cumhuriyet tarihinde, böyle bir çürüme, böyle bir kokuşmuşluk ne görüldü, ne de duyuldu…

Asgari ücret, ortalama ücret oldu

Sadece işsiz değil, çalışan da yoksulluğun pençesinde… Gencecik bir sağlıkçımız, boş cüzdanını kameralara gösteriyor; “Artık o kadar sabırım kalmadı, yokluktan, ekonomik sıkıntıdan… O kadar umutsuzum, mutsuzum o kadar önümü göremiyorum ki, şimdi evime giderken bir araba çarpsa, gözüm asla arkada kalmaz. Bu hale geldim” diyor.

Uzatılan mikrofon karşısında koskoca bir adam “Sabah akşam param olursa simit yiyorum, olmazsa onu da yiyemiyorum. Bu Hükümet nerede? Ben açım diyorum, Suriyeli’ye değil, bana sahip çık. Türk milletiyim ben” diye gözyaşlarını tutamıyor. Ama ülkeyi yönetenlere sorduğunuzda, “Yoksulluk diye bir şey yok.” “Kuru ekmek bulabilen aç değildir” diye cevap veriyorlar.

Eve ekmek götüremiyorum diyeni, “Abartma” diye azarlayıp, kafasına çay paketi atıyorlar. Millet yoklukla boğuşuyor, Saray’da çalgılı, türkülü eğlenceler, vur patlasın çal oynasın devam ediyor. Kendisi de zor durumda olan esnaflarımız, “Vatandaşa fiyat söylerken utanıyoruz” diyor. Sofra, çarşı, pazar yangın yerine dönmüş. Asgari ücret artık ortalama ücret olmuş. Neredeyse herkes asgari ücretle çalışıyor.

Bu asgari ücret zulümdür

Ama asgari ücretlilerin sayısını bilen yok. Böyle bir ortamda asgari ücret pazarlıkları bugün sonuçlandı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz; “Asgari ücretten gelir vergisi alınmamalı ve asgari ücret net en az 3 bin 100 TL olmalı” dedik.

Ama saray hükümeti pazarlıklardan sonra net asgari ücreti 2 bin 825 lira olarak açıkladı. Vergiden de vazgeçmedi. Bu zulümdür. Ülkenin şartlarına uygun değildir. Nitekim işçi kesimi de bu ücreti reddetmiştir. Bugün bu memlekette dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 517 lira. Yoksulluk sınırı ise 8 bin 198 lira.

Ücretiyle geçinenlere açlık sınırının hemen üzerinde, yoksulluk sınırının da dörtte biri kadar bir asgari ücret vererek, insanlarımız kirasını, faturalarını,  eğitim, sağlık, ulaşım masraflarını nasıl ödeyecekler bunu düşünüyor musunuz? “Asgari ücret” adı üzerinde, en düşük ücret… Asgari düzeyde geçimini sağlayacak kadar ücret alan bir işçiden, nasıl gelir vergisi alıyorsunuz?

Vergi yükü asgari ücretlilerin sırtında

Aslında bunun bir teknik boyutu da var. Asgari ücretli gelirine göre en fazla dolaylı vergi yükünü taşıyan kesim. Zaten ondan dolaylı vergiyi alıyorsunuz, birde üstüne üstlük ondan bari gelir vergisi almayın. 5 müteahhidin milyarlarca liralık vergi borçlarını af ediyorsunuz, milyarlarca liralık ihaleleri bunlara adrese teslim etmeyi biliyorsunuz. Dünyanın ilk 10’u arasına giriyorlar devletten ihale alan şirketler arasında. Asgari ücretliden neden vergi alıyorsunuz?

Asgari ücret en az 3 bin 100 TL olmalı

Genel Başkanımız son Grup Toplantısında, asgari ücretin gelir vergisinden muaf tutularak, net 3 bin 100 lira olmasını söyledi. Biz alın terine, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesine odaklanırken; “Esnafımızın, işverenimizin üzerine de titriyoruz, onlara yük getirmeyecek şekilde gelir vergisi de düşsün” istiyoruz. Tekrarlıyoruz; “Asgari ücretten vergi alınmadan, gelir vergisi kesilmemeli, asgari ücret en az net 3 bin 100 TL olmalıdır.”

CHP’li belediyelerde asgari ücret 3 bin 100 TL olacak

Sayın Genel Başkanımız Belediye Başkanlarımıza, en az 3 bin 100 lira asgari ücret net verip veremeyeceklerini sordu? Belediyelerimiz gerekli incelemeleri yaptılar. Bunun verilebilir olduğunu tespit ettiler. Genel Başkanımız da belediyelerimize talimat verdi, “En az 3 bin 100 lira net asgari ücret uygulamasına bizim belediyelerimizde başlayın” dedi.

Belediyeler verip saray vermiyorsa bu tercihtir

Belediyeler de devlet kurumu… Biz belediyelerimizde ayda net 3 bin 100 lira asgari ücret verebiliyoruz çalışanlara, Saray neden bunun altında kalıyor? Bu sadece siyasi tercihtir başka hiçbir şey olamaz. Kaynak var.

Bu akşam Bakanlar Kurulu’ndan sonra, Erdoğan’ın asgari ücreti 3 bin 100 lira yapmasını bekliyoruz. Her şeyi yapabiliyor. Aksi takdirde sayısını açıklamadıkları milyonlarca asgari ücretliyi değil, Saray sosyetesine mensup dört maaşlıları, dolarla garanti verilen Saray müteahhitlerini tercih ettikleri bir kere daha ortaya çıkacaktır.

Bir cevap yazın